Emrah's profileYukarıya İnip Aşağıya Çı...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
July 05 MONOLOGLAR
Hiç monolog yaptınız mı? Çok zevkli oluyor. Olaylar istemediğiniz yerlere gidiyor. Elinizde olmadan. Bir bakmışsınız sinirlenmiş, bir bakmışsınız alaycı bir tavırdasın, birden sevinçli oluyorsun, bazen de üzülüyorsun. Her şey sizin elinizde gibi görünüyor ama verilmesi gereken cevap kontrolü kaybetmenizi sağlıyor. Konuşan bilinçaltınız belki de. Kendinizi çözmeye yarayan ufak muhabbetler belki de. - -Emrah - -Efendim? - -Nasılsın bugün? - -Ya ne olsun işte. Orta karar. - -Ne orta karar. Kahve mi lan bu? - -He kahve. Köpüğü bol üstelik. - -Bol olsun. Birazdan falına bakarım. - -İyi de sen fal bakmasını bilmezsin ki. - -Nerden biliyorsun, bilmediğimi? - -Çünkü sen bensin. - -Ben biliyorum, sen bilmiyorsan ne yapayım? - -Çattık - -YA zaten iki laf salla tutuyor mutlaka. - -E o zaman salla. İlla kapatmak mı lazım? - -İyi de kapatacak bir şey yok ki zaten. - -Sana şimdi gerilir gerilir gerilir bir çakarım, kendime acıyorum… - -Seninle de muhabbet edilmiyor. Ben gidiyorum? - -Nereye gidiyorsun? Böyle sürüp gider. Verilen cevaba verilen cevaplar. Sonu yoktur aslında bunun. Her şeyden konuşulabilir. Hoş sohbettir de üstelik. Belki ifadesini anlamıyorsunuzdur ama niyet muhabbetin gidişatından anlaşılıyordur. Hafif empati. Neyse, bu tür monologlar çok yapılabilir. İstemediğin kadar. Daha sonra, uzun bir aradan sonra okuduğunda komik gelecek kadar çok yazılabilir. Aynı 14/10/2001 – Pazar, saat:19:14 tarih ve zamanlı yazmış olduğum komik yazıdaki gibi… Tükenmez kalemin yazıp yazmadığını anlamak için bir cümle yazma girişimim, bakın nasıl sonuçlanıyor: “Sadece bulduğum kalemin yazıp yazmadığına bakmak için yazıyorum. Çoğunuz hemen atlayabilir “Al bir kağıt üzerini hafiften karala anlarsın. Hatta bu kadar uzun yazıp anlamaya çalışacağına daha bu yazıya başlamadan ilk harfinde anlayabilirdin” diye ama gerçek öyle değil. Tabi ki de dediğiniz gibi anlayabilirdim ama ben sadece bu kalemin kalitesine bakmak için bu kadar uzun yazmayı tercih ediyorum. Üstelik şu anda canım sıkılıyor, onun için. Belki de bilmediğim bir şey bilinçaltımdan bana baskı yapıp yazmamı istettiriyor. Ne bileyim ben? Hem size ne kardeşim!? Yazamam mı ulan? Size bir de hesap mı vereceğiz niye yazıyoruz diye? Yazıyorum işte Allah Allah!! İsterseniz “nasıl yazıyor” testi değil de “kalem gözü nasıl kör ediyor” testi yapayım üzerinizde, nasıl olur? Adamı delirtmeyin Allah’ınızı seviyorsanız. Haydi dağılın yoksa dağıtmasını bilirim. İçimdeki katili uyandırmayın zaten uyanmamış haliyle bile oldukça kötüyüm, gerisini varın siz düşünün. Hadee! Bu arada, kalem güzel yazıyormuş. :)” Hafif sinirli miyim neyim? Biraz sinirlenmişim. Ama saman alevi gibi sönüvermişim. Kalemi göze sokacak kadar da canileşmişim sanki biraz. Ama amacımı unutmamış sonunda güzel yazdığını belirtecek kadar da yoğunlaşmışım. Bu yazıyı hep tebessümle okurum. Belki düşünüldüğünde delilik sınırları dahilinde bir eylem gibi görünebilir. Ben bunu reddediyorum. Her insan biraz kendiyle konuşmalıdır. Ama fazla abatmadan tabi. Çünkü bu bir oyun. Tıpkı kendi kendimize oynadığımız Karagöz-Hacivat oyunu gibi. Ya da elimizle duvara gölgeden şekiller yapmak gibi bir şey. Aklımızın kendimizde oluşturduğu gölgeler; monologlar.
June 24 Yaldızlı Düş...![]() Sonunun başlangıcıyla karıştığı ve nasıl anlatılacağını çözemediğim bir hikâyedeyim. Nasıl başladığı ve ne zaman, nasıl çözüleceğinin bilinmediği bu anı, masallara layık bir düşün yaldızlı görüntüsü gibi ışıl ışıldı. Her anı, hatırlanan her görüntüsü buğulu camın arkasından bakıyormuş hissi veriyordu. Bir film karesinde buluşanların mutlu olduğu kadar duygusal, ağlayanın gözlerindeki yaşı görmek kadar acıklı ve her daim, olmayacak gibi görünen hadiseyi beklemek kadar umutlu; genel olarak umut verici bir hikâye. Yaşandığını fark ettirmesi, bir amacın olduğunu hissettirmesi, kısa sürelik de olsa kendine saygı kazandırmasıydı bu hikâyeyi umutlu kılan. Uyanık tutması, heyecanla bekletmesiydi umudun uyanıkken görülen rüya olduğunu göstermesi. Ayakta olsak da umudun rüyasındayız. Bir rüya ki; bu anı, masallara layık bir düşün yaldızlı görüntüsü gibi ışıl ışıldı. Bu öyle bir hikâye ki; çime bastığında ardında kalan ayak izi, tozlu bir yere dokunduğunda kalan el izi, buzlu, soğuk bir suyu bardaktan içtiğinde kalan dudak izi kadar gerçekti. Yaşanılan acılar ve üzüntüler, evde giydiğin diz yapmış eşofman kadar gündelik ve sadece evde giyecek kadar kıskançtı. Yürüdüğünde çıkan terlik şıkırtısı kadar tekdüze, oturduğun kanepenin gıcırtısı kadar olağandı. Annelerin evlatlarını azarlaması kadar sinirli, “tamam” deyip yapmayan evlat kadar sahtekârcaydı. Rüzgârda kurumaya bırakılmış solgun çarşaf gibi hiçbir zaman kurumayan, tam kuruyacakken üzerine tekrar tekrar yağmur yağması kadar şanssız ve bahtsız, o çarşafı asan kadar düşüncesizceydi. Aynı rüzgârdan yararlanan bir çocuğun uçurtmasını uçurmaya çalışması kadar neşeli, uçurtmanın rüzgâra karşı koyup yükselmesi kadar azimliydi. Camdan uçurtmayı izleyen biri kadar hevesli, camda yağmurdan sonra kalan iz kadar belirsiz ve o izi fark etmeye çalışan kadar dikkat isteyen bir hikâyeydi. Otogarda istenen sadece gidiş bileti kadar hüzünlüydü. Gece karanlığında giden uçağın yanıp sönen ışıkları ve uzaktan gelen git gide uzaklaşan sesi kadar silikti. Gardan ayrılan trenin raylarda çıkardığı ses gibi tıkırtılı, limandan ayrılan geminin arkada bıraktığı köpük gibi beyaz beyazdı. Veda hatırlatan izler kadar akılda kalıcıydı. Ve bir savaşta güneşte parlayan kılıcın indirdiği darbe kadar acımasız, fırlatılmış ucu alevli ok gibi kararlı ve hırslı, saldırıya geçmiş zırhlı bir ordu kadar yıkıcıydı. Özgürlük arayan, bu uğurda kayıplar yaşamayı göze almış taraf kadar fikirperest bir hikâyeydi. Güzel bir hikâyeydi. Düzensizliğin, uyumsuzluğun ve aceleciliğin getirdiği sallapati yaşantının çalakalem özetiydi. Düzensizliğin yerine tercih edilen adaletsiz bir düzendi. Ama her şeyden öte hayatı sevdiren, aynanın kenarında renkli akisler uyandıran bir güneş aydınlığı gibi pırıl pırıl bir anıydı. Herkesin yaşadığı, bir şeyler bulacağı gerçek bir hikâye. Özrün olmadığı her zaman teşekkürü hak eden bir hikaye… |
|
|