Emrah's profileYukarıya İnip Aşağıya Çı...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    June 24

    Yaldızlı Düş...

     

    Sonunun başlangıcıyla karıştığı ve nasıl anlatılacağını çözemediğim bir hikâyedeyim. Nasıl başladığı ve ne zaman, nasıl çözüleceğinin bilinmediği bu anı, masallara layık bir düşün yaldızlı görüntüsü gibi ışıl ışıldı. Her anı, hatırlanan her görüntüsü buğulu camın arkasından bakıyormuş hissi veriyordu. Bir film karesinde buluşanların mutlu olduğu kadar duygusal, ağlayanın gözlerindeki yaşı görmek kadar acıklı ve her daim, olmayacak gibi görünen hadiseyi beklemek kadar umutlu; genel olarak umut verici bir hikâye. Yaşandığını fark ettirmesi, bir amacın olduğunu hissettirmesi, kısa sürelik de olsa kendine saygı kazandırmasıydı bu hikâyeyi umutlu kılan. Uyanık tutması, heyecanla bekletmesiydi umudun uyanıkken görülen rüya olduğunu göstermesi. Ayakta olsak da umudun rüyasındayız. Bir rüya ki; bu anı, masallara layık bir düşün yaldızlı görüntüsü gibi ışıl ışıldı.  

    Bu öyle bir hikâye ki; çime bastığında ardında kalan ayak izi, tozlu bir yere dokunduğunda kalan el izi, buzlu, soğuk bir suyu bardaktan içtiğinde kalan dudak izi kadar gerçekti. Yaşanılan acılar ve üzüntüler, evde giydiğin diz yapmış eşofman kadar gündelik ve sadece evde giyecek kadar kıskançtı. Yürüdüğünde çıkan terlik şıkırtısı kadar tekdüze, oturduğun kanepenin gıcırtısı kadar olağandı. Annelerin evlatlarını azarlaması kadar sinirli, “tamam” deyip yapmayan evlat kadar sahtekârcaydı.  

    Rüzgârda kurumaya bırakılmış solgun çarşaf gibi hiçbir zaman kurumayan, tam kuruyacakken üzerine tekrar tekrar yağmur yağması kadar şanssız ve bahtsız, o çarşafı asan kadar düşüncesizceydi. Aynı rüzgârdan yararlanan bir çocuğun uçurtmasını uçurmaya çalışması kadar neşeli, uçurtmanın rüzgâra karşı koyup yükselmesi kadar azimliydi. Camdan uçurtmayı izleyen biri kadar hevesli, camda yağmurdan sonra kalan iz kadar belirsiz ve o izi fark etmeye çalışan kadar dikkat isteyen bir hikâyeydi.  

    Otogarda istenen sadece gidiş bileti kadar hüzünlüydü. Gece karanlığında giden uçağın yanıp sönen ışıkları ve uzaktan gelen git gide uzaklaşan sesi kadar silikti. Gardan ayrılan trenin raylarda çıkardığı ses gibi tıkırtılı, limandan ayrılan geminin arkada bıraktığı köpük gibi beyaz beyazdı. Veda hatırlatan izler kadar akılda kalıcıydı.

    Ve bir savaşta güneşte parlayan kılıcın indirdiği darbe kadar acımasız, fırlatılmış ucu alevli ok gibi kararlı ve hırslı, saldırıya geçmiş zırhlı bir ordu kadar yıkıcıydı. Özgürlük arayan, bu uğurda kayıplar yaşamayı göze almış taraf kadar fikirperest bir hikâyeydi. 

    Güzel bir hikâyeydi. Düzensizliğin, uyumsuzluğun ve aceleciliğin getirdiği sallapati yaşantının çalakalem özetiydi. Düzensizliğin yerine tercih edilen adaletsiz bir düzendi. Ama her şeyden öte hayatı sevdiren, aynanın kenarında renkli akisler uyandıran bir güneş aydınlığı gibi pırıl pırıl bir anıydı. Herkesin yaşadığı, bir şeyler bulacağı gerçek bir hikâye.

    Özrün olmadığı her zaman teşekkürü hak eden bir hikaye…