Emrah's profileYukarıya İnip Aşağıya Çı...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    May 07

    En azından ayağa kalk.

    Ne kadar kısa zamanda oldu bunlar. Ne kadarda kısaydı.

    Bitmek bilmeyen bir kabustan uyanmak ve belli bir süre rüyanın etkisinde etrafa boş gözlerle bakınmak gibi. Karanlıkta silgin, belli belirsiz eşyalarda duvarda göz gerdirmek. Ya da yağmurlu bir gecede buğlanmış gözlük camından uzağa bakmak.

    Gözlük yoktu belki ama uyandığımda yağmur yağıyordu. Hüzün, telaş, merak ve korku yağmuruydu yağan. Ve yağmur damlaları zihnime damlıyor, damlalar dans ediyordu.

    Bir ter damlası anlımdan süzülüyor, hafifçe aşağıya kayıyordu. Yorgan o şefkatli sıcaklıktan ılığa dönüyordu. Buğulu görünen bu gece gibi, yatak da soğuyarak beni itekliyordu. Hiç biri yanında istemiyormuş gibi. Sessizlikte kendi nefesimi duyuyorum. Tek dost.

    Kötü bir rüyaydı gördüğüm. Şimdi rahatlamalı ve başımı yastığa koyup uyumalıyım. Sabah olduğunda hatırladığım kötü bir anı gibiydi yaşadıklarım. Çok kısa zamanda olan ve çok kısa süren bir anı. Sanki, dilini yaktığı gibi kalbini, beynini yakan acı bir anı.

    Hıçkıra hıçkıra ve uzun uzun ağlamanın kısa bir çözüm olduğu, gözyaşlarını silip keskin bakabileceğin bir hayata gerçek bir adım. İstemediğin bir gerçeğe. Hastalık gibi. Bir an önce geçmesini isteyip de geçmesinin zaman alacağı bir illet.

    Nokta değildi koyduğun. Sadece küçücük bir virgül. Yaşadığın olayları sıraya dizen küçük bir virgül. Ve bu cümle içinde altı çizilen önemli anlar. Dostluklar, şefkat, aile ve sevdiklerim. Peki koyu harfle yazılanlar. Koyu harfle yazılıp gözüme sokulan anlar.

    Belki bütün bunlar, sıraya dizilen olaylara diklenmek, göğüs germek mümkün olmuştu fakat yaşanılan en büyük olaya isyanım hiç bir işe yaramamıştı. Ağladığımı çok net hatırlıyorum. Bu hüzünlü ağlayış içinde gülüşünü, konuşmasını, sarılışını ve beni "oğlum" diye çağırışını da çok iyi hatırlıyorum. Hatırladıkça ağladığımı. Etrafımdaki kimsenin anlamayacağı bir üzüntü ile.

    Ama sonrası rüya gibiydi. Bitmek bilmeyen kabus. Ve ardından yağan hüzün, merak ve korku yağmuru.

    Göz yaşım yanaklarımdan süzülüyor ter damlasına karışıyordu.

    Yağmurda yürümeyi sevdiğimi sanırdım fakat içi su dolu bir çukura basmıştım. Üstelik düşmüş yaralanmıştım. Bu durumda kim tekrar doğrulup gezmek ister ki?

    Ama uzanıp kalamayacağıma göre...

     

    Benim Davam Beşeri Değil ki Ümidim Kırgın Olsun...

    http://latimesblogs.latimes.com/photos/uncategorized/2008/03/18/hamas.jpg

    Düşmeyen yalnız Allah  (cc)…Çünkü yegâne sübhan O’dur!

       Sadık, hiç günah işlemeyen bir melek değildir, o bir insandır. Varoluş sırrının nihai gayesine vakıf bir beşer… Düştüğü de olur yer yer. Ama o, takılıp sürçtüğü yere çakılıp kalmadan, doğrulup koşmasını bilen.. günahta kaybolmayan.. bilakis onu gafletten uyandıran, kaderi  bir sarsma olarak değerlendiren ve anında şahlanışa geçen çelikten bir iradedir…

     Ümitsizlik haramdır. Günah, koparmamalı; daha sağlam bağlamak için, çözülüp yeniden ilmeklenme olmalıdır. Düşmelerde takılmak sadakati götürür. Aşmak gerek!

       Ağlamak.. bir ömür boyu ağlamak.. kirleri temizlemek için.. ötelere ak pak gitmek için.. Gitmeden affolunmak için.. ağlamak .. sessizlikte ve çok seslilikte.. hep içten samimi bir şekilde ağlamak..

      Olmaz!..Olmaz  Allah’tan ayrılmak. Çünkü O’ dur varılacak son durak. Yok, yok O’ndan gayrı ne bir sığınak nede bir barınak… Tek yol, af kapısının Sultanı’na başvurmak…” Dönüp dolaşmadan ilk sana geldim Allah’ım” demek ve hıçkırmak… Buruk bir gönülle… İşte sadık, ağlayan insandır! Ağlamaksa, en güzel, mücrime yakışır….

     Düşmek, insanın yaratılışında ve ilk insanda vardır. İlk düşen ise bir peygamberdir; Cennet “mana” sından yeryüzü “madde” sine.. ve sadık, bir peygamber de değildir; ama Ademi yolun döneklik bilmez izcisidir. O yol ise Nasuh’ ı dönüşün bağrından süzülür “ İlk Yurda” doğru…

    En tecrübeli şeytan askerinin, yakıp yıkışı en korkunç silahları üzerine yönelttiği hedef , “ Vefa Erleri” dir. İçlerinde hilekar ve ikiyüzlü nefsi taşıyan.. Değişmez hedef; gerçek insan… Vurulabilir de herhangi birine. Ama günah tövbe içidir, nasıl ki rızık şükretmek için…”Settar” örtülecek günah ister. “Gaffar” affedilecek hata ..ve  “Kudüs” , temizlenecek kir…

         Sendeleyenlere tekme atılmaz… Düşene basılmaz. El uzatılır bilakis; iradesine fer verilir ve kol kanat gerilir.

    Gel, dur etme!.. Çöl yolcularının perdedarı ol! Solmasın kan-ter yudumlamış çiçekler!...

        Öldürücü bakışların ve dışlayıcı sözlerin de neden?! Ümit kesilmez ki en zirve günahları bile setredebilen Rabb-i Rahimim’den. Kapat gözlerini tut dilini ve unut bildiklerini. Rabbim biliyor ya içimdekileri…

      Lanet yağdırmak çözüm mü?!... Niçin merhamet edilmesin? Oysaki lanet şeytandandır, aldanmışa değil… nefsedir, nefsin mağduruna değil.. Karanlıklaradır, pencerede kalmışlara değil. Işık yak ve yol göster! Karartma, zifiri dünyamı daha fazla. Sıkma, afakanları pençeleşen ruhlara. Vurma, kasırgalarla dövünen kalbime bundan öte. Yardım eden çok olur, yardım sevenlere.

       Bir sancak taşıyoruz hep birlikte.. el ele omuz omuza, gönül gönüle… Sancak düşmesin de varsın düşen ben olayım. Hayır, hayır, düşürmesin beni. Düşmekle düşürmek reva mıdır Resul-i Ekrem’in emanetini…

            Durdurun; önene set olun. Müsaade etmeyin kopmasına; kopmamışsa bugüne dek. Günahkâr sen isen de, bağışlayan Allah’tır.

    http://img510.imageshack.us/img510/9131/yabanguluii9.jpg 

    Ey nur seferinin nurani tayfaları!.. Boğulanları kurtarmaya koşmaz mısınız? Geride kalanlara bir vefa eli uzatmaz mısınız? Kalmayıncaya kadar kimse geride bu davada çalışmaz mısınız?

       Fena düştüm Allah’ım.. Ne olur, bahtına düştüm Allah’ım, bundan gayrı düşürme zaten düşmüş bedeni. Ey günahları bağışlayan Ey günahkarıda seven Rabbim..

    Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır. (Mülk 14)

    "Bir Elime Ay’ı Bir Elime Güneş'i Koysalar,
    Vallahi Ben Bu Hak Davadan vazgeçmem!"

    Vazgeçmedin,Vazgeçmeyeceğiz Sultanım

    "Gevşemeyin üzülmeyin eğer inanmışlarsanız en üstün sizsiniz" ( Al-i İmran süresi 139)